Bu oyun daha çok ‘Toz’ kaldırmalı

Seyhan Akıncı  – İhtiyaç hâlinde camı kırmak gibiydi “Toz.” Meğer nasıl ihtiyacım varmış Handan’ın sesini duymaya. Şimdi sırası değil, diyorum gözlerimin yuvalarına oturan yaşlara… Bakıyorum, yanımdaki kadın elinin tersiyle belli etmemeye çalışarak siliyor gözlerindeki ıslaklığı. Kimimiz yediği ilk tokadı hatırladı, bir diğerimiz aldatılışını… Kimimiz parasızlığını, berikimiz polis copunu… Bu memleket nasıl kabuk yapmış bizde öyle… Dokunuyorsun, çatır çutur ses geliyor, elini gezdirdiğin her yerden. Bizim ev ödevimiz güçlü olmak. Tüm çocuklar sessizce sadece kendilerinin bildiği bir dilde ezber ediyor bunu. Handan da bu ezberle büyümüş bir kadın. “Göğe Bakma Durağı”nın tepesine de çıksa göğü görmekte zorlanacağı bir yerden anlatmaya başlıyor. Biz de peşinden çocuk olup Handan’ın evine giriyoruz. Nasıl da tanıdık o dört duvarın içinde yaşananlar. “Erkektir yapar”ı şiar edinmiş bir babaanne, avukat bir baba ve tüm yaralarına çamaşır suyu bassa geçecekmişcesine durmadan temizlik yapan bir anne. Handan’ın karne hediyesi paketinin hışırtılarına sığındığı zaman anlıyoruz evdeki şiddeti. Güzeller güzeli Feri, kalbi bir başka kadında kalmış Vedat’ın sevgisizliğini, şiddetini iç ediyor kendine. Öylesine çok duyduğumuz bir ses ki çat, çut… Sanki yüzümüzde patlıyor her bir şamar. Sahi, patlamıyor mu? 

Murat Mahmutyazıcıoğlu, Handan’ın bindiği tren yolculuğuyla bir şiddet izleği sunuyor bize. Handan’ın çocukluğundan anne olup annesini anladığı yaşlara; şehrin, yaşadığımız sokakların değişimine de tanıklık ediyoruz. Topu komşunun bahçesine kaçan bir çocuğa rastlamıyorsanız, siz de artık dünyayı sitenizin 28. katından selamlıyorsunuz demektir. Metroya yakınlığı nedeniyle de ödediğiniz aidatı çoktandır normalleştirmiş olmalısınız. Buralar hep dutluk kalacak değildi ya! Hira Tekindor, yalın rejisiyle daha da gerçekçi kılmış çıplak gerçeğimiz şiddeti. Ve Zerrin Tekindor! Oturduğu sandalyenin üzerinden bir saatte bir memleket özeti çıkarıyor adeta Handan’la. Çocuk Handan, genç kız Handan, babaanne, dayakçı baba, kırgın anne, hepimizin bir yerlerden tanıdığı hala… Karakterler üzerinde dans ediyor. Bazen anlattığınız hikâyeye öylesine inanırsınız ki onu olabilecek en süssüz şekilde aktarmak gerçeğe daha çok yaklaştırır sizi. Zerrin Tekindor’un onlarca yıllık kariyerinin damıtılmış hâli gibi “Toz”. Yırtıp atılan sözleşmelerin, iyi hâllerin, kravatlı indirimlerin, kesilen ağaçların, başımızı her kaldırışımızda daralan maviliğin bize neler yaptığının anlatısı. Salonlar yerini açık havada gösterimlere bırakmaya hazırlanırken sezon boyunca çok “Toz” kaldıran oyuna bakmak ve komşunun hazırladığı salçalı ekmeği bölüştüğümüz günlere selam çakmak istedik. 

“Baştan beri bir yol hikâyesi yazmak istedim”

Oyunun yazarı Murat Mahmutyazıcıoğlu, Handan’ın yolculuğu üzerinden şiddetle örülü hikâyemizi anlatıyor. Oyun hakkında konuştuğumuz Mahmutyazıcıoğlu, şiddetin nasıl katmanlı olduğunu da “Göğü delen gökdelenler gökyüzünü görmemizi engellemeye başladı, bu da bir şiddet sanki ve her şey birbiriyle bağlantılıymış gibi geliyor bana” sözleriyle özetliyor esasında. 

u Bu toplumda yaşayan kadınlar hep kendi başının çaresine bakmak zorunda. Güven duygusundan oldukça yoksun yolculuklarına devam ediyorlar. Size bu metni kaleme aldıran nedenler nelerdi? 

Ben ilk baştan beri bir yol hikâyesi yazmak istedim, hem fiili olarak bir tren yolculuğu zamanında geçsin, hem de geçmişten bugüne Handan karakterinin hikâyesi üzerinden şiddet olgusunun her anlamda nasıl iliklerimize kadar işlediğini anlatan bir oyun olsun istedim. Handan’ın hikâyesi üzerinden aslında maalesef aynılaşan birçok hikâyeye bakmak; benim, annemin, arkadaşlarımın, yan komşunun… 

u “Toz” aynılaşan bu hikâyelere bakarken mağduriyet dili kurmuyor böylesi dokunaklı bir hikâye anlatırken bu oldukça önemli. Bu dengeyi kurmak yazar olarak sizi ne derece zorladı? 

Bu dengeyi kurmak zorundaydım çünkü salt bir mağduriyet üzerinden gidersem; seyircinin, benim ve belki de oyuncunun karşılaştığı şey, yaptığımız şey, başka türlü bir şiddet durumunu tekrar yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Ama titiz çalıştığımızı söyleyebilirim. İster istemez bu tuzaklara düşebiliyoruz zaman zaman… Sahnede bir kadın var ama aslında anlattığı bütün çocukların hikâyesi, hayatından bir şekilde şiddet esintisi geçmeyen bir çocuk olduğunu düşünmüyorum. Göğü delen gökdelenler gökyüzünü görmemizi engellemeye başladı, bu da bir şiddet sanki ve her şey birbiriyle bağlantılıymış gibi geliyor bana… 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.